Barfly

?!
Manhattan Murder Mystery

Bir Woody Allen filmi.Bu adamın filmlerinde değinilmedik köşe bucak kalmadığına eminim.Buna inanmanız için onun bütün filmlerini izlemenize gerek yok. Sadece izlediklerinizi aklınıza getirin yeterli.Tek konu anlattığı filmleri yok denecek kadar az.Ustamız genel temayı yaratıyor ve filmi istemediğiniz kadar çok yere çekiyor.Kadın-erkek ilişkilerinde yeni boyutlar açıyor mesela ama tabiki de bunu kendi üslubuyla yapıyor.Yani mizahını ya çok az ya da gözümüze sokacak kadar absürd bir biçimde kullanıyor.Sadece mizah yapabiliyor demek de mümkün değil.Çünkü;hissettiği dramı da bize en iyi şekilde yansıtıyor.Yazdığı senayoların harika olması dışında bunu bize sunan yönetmenliği de bir o kadar harika.Sürekli yani şeyler deniyor,yeniliğe doymuyor.Her filminde farklı bir deneme görmek mümkün.Örneğin;bir filminde bizi harekete doyururken,bir diğerini ağır aksak hallediyor.İşte bende bu ustanın çok ortaya çıkmamış,diğerleri kadar beğenilmemiş bir filmine değinecegim,yani Manhattan Murder Mystery’e.

Woody Allen’ın beyni bu sefer gizemli bir cinayeti çözme derdinde.Tabi bunu yaparken bir çok filminde yer alan Diane Keaton gibi bir usta oyuncudan yardım alıyor.Larry Lipton karakterini kendine alıyor ve filmde karısı olan Carol Lipton rolünü de Diane Keaton’a veriyor.Bu orta yaşın biraz üstündeki çiftimizi kendi yaşadığı yere yani New York’a yerleştiriyor.Çiftin film başladığı andan beri bir sorunu olduğu ortada.Bunun nedeni ilişkilerindeki heyacanın artık yok olmuş olması.Bununun üstünü örtmek için zamanlarını entelektüel hobilerle geçiriyorlar.Bunlar da yetmeyince heyecan için ister istemez bir cinayeti çözmeye yelteniyorlar.

Bir gece Lipton çiftimiz dairelerine dönerken yan apartmanarında oturan House çiftiyle tanışıyor ve ertesi gün Bayan House(Lynn Cohen) kalp krizinden ölüyor.Bu duruma Bay House(Jerry Adler)’un çok etkilenmediği hissine kapılan Carol bunun bir cinayet olduğunu düşünüyor ve dedektifçilik oynamaya başlıyor.Lenny bu dedektiflik işlerine girmek istemese de parçalanan ilşkisini kurtarmak için sonradan dahil oluyor.Tabiki de Woody Allen çarpık ilşkilerden uzak duramıyor.Filme kıskançlık öğesini yerleştirmek için Carol’dan hoşlanan, yeni dul kalmış Ted(Alan Alda)’İ ve avam bir kadın olan Marcia(Anjelica Huston)’ı filme dahil ediyor.Bu dörtlü ardı ardına gelen olaylardan sonra olayı çözüyor ve film beklenmedik bir sonla bitiyor.

Klasik bir biçimde işlenirse sizi gerebilecek bu film Woody Allen’ın elinde kahkahalarla izlenebilecek bir şahesere dönüşüyor.Usta,adeta cinayetle dalga geçiyor.Çok iyi esprilere ve absürd durumlara sahip bu film bazen ağırlaşıp dikkatizi dağıtmaya başlasa da hızlı zoom inlerle,ani geçişlerle,hareketli kamera kullanımlarıyla dikkatinizi geri getiriyor.Özellikle asansör sahnesine dikkat çekmek isterim.Woody Allen klostrofobik olan karakterini çok iyi oynuyor ve kahkahalar atmanızı sağlıyor.Bu sahnede gülerken çok şey kaçırabilirsiniz o yüzden başa alıp tekrar tekrar izlemenizi tavsiye ederim.

Filmin müziklerine gelecek olursak,sahnelere çok iyi uyan müziklerin tercih edildiği söylenebilir.Ortam sakinse buna eşlik eden bir müzik,kovalamacalar başladığın da ise hareketli bir müzik duyuluyor.Soundtrack’de Sing, Sing, Sing (With a Swing) gibi tanınmış bir şarkıyı duymak da mümkün.

Woody Allen tarzı bir cinayet filmi nasıl olur merak ediyorsanız,kesinlikle bu filmi izleyin derim.

Manhattan Murder Mystery

Bir Woody Allen filmi.Bu adamın filmlerinde değinilmedik köşe bucak kalmadığına eminim.Buna inanmanız için onun bütün filmlerini izlemenize gerek yok. Sadece izlediklerinizi aklınıza getirin yeterli.Tek konu anlattığı filmleri yok denecek kadar az.Ustamız genel temayı yaratıyor ve filmi istemediğiniz kadar çok yere çekiyor.Kadın-erkek ilişkilerinde yeni boyutlar açıyor mesela ama tabiki de bunu kendi üslubuyla yapıyor.Yani mizahını ya çok az ya da gözümüze sokacak kadar absürd bir biçimde kullanıyor.Sadece mizah yapabiliyor demek de mümkün değil.Çünkü;hissettiği dramı da bize en iyi şekilde yansıtıyor.Yazdığı senayoların harika olması dışında bunu bize sunan yönetmenliği de bir o kadar harika.Sürekli yani şeyler deniyor,yeniliğe doymuyor.Her filminde farklı bir deneme görmek mümkün.Örneğin;bir filminde bizi harekete doyururken,bir diğerini ağır aksak hallediyor.İşte bende bu ustanın çok ortaya çıkmamış,diğerleri kadar beğenilmemiş bir filmine değinecegim,yani Manhattan Murder Mystery’e.

Woody Allen’ın beyni bu sefer gizemli bir cinayeti çözme derdinde.Tabi bunu yaparken bir çok filminde yer alan Diane Keaton gibi bir usta oyuncudan yardım alıyor.Larry Lipton karakterini kendine alıyor ve filmde karısı olan Carol Lipton rolünü de Diane Keaton’a veriyor.Bu orta yaşın biraz üstündeki çiftimizi kendi yaşadığı yere yani New York’a yerleştiriyor.Çiftin film başladığı andan beri bir sorunu olduğu ortada.Bunun nedeni ilişkilerindeki heyacanın artık yok olmuş olması.Bununun üstünü örtmek için zamanlarını entelektüel hobilerle geçiriyorlar.Bunlar da yetmeyince heyecan için ister istemez bir cinayeti çözmeye yelteniyorlar.

Bir gece Lipton çiftimiz dairelerine dönerken yan apartmanarında oturan House çiftiyle tanışıyor ve ertesi gün Bayan House(Lynn Cohen) kalp krizinden ölüyor.Bu duruma Bay House(Jerry Adler)’un çok etkilenmediği hissine kapılan Carol bunun bir cinayet olduğunu düşünüyor ve dedektifçilik oynamaya başlıyor.Lenny bu dedektiflik işlerine girmek istemese de parçalanan ilşkisini kurtarmak için sonradan dahil oluyor.Tabiki de Woody Allen çarpık ilşkilerden uzak duramıyor.Filme kıskançlık öğesini yerleştirmek için Carol’dan hoşlanan, yeni dul kalmış Ted(Alan Alda)’İ ve avam bir kadın olan Marcia(Anjelica Huston)’ı filme dahil ediyor.Bu dörtlü ardı ardına gelen olaylardan sonra olayı çözüyor ve film beklenmedik bir sonla bitiyor.

Klasik bir biçimde işlenirse sizi gerebilecek bu film Woody Allen’ın elinde kahkahalarla izlenebilecek bir şahesere dönüşüyor.Usta,adeta cinayetle dalga geçiyor.Çok iyi esprilere ve absürd durumlara sahip bu film bazen ağırlaşıp dikkatizi dağıtmaya başlasa da hızlı zoom inlerle,ani geçişlerle,hareketli kamera kullanımlarıyla dikkatinizi geri getiriyor.Özellikle asansör sahnesine dikkat çekmek isterim.Woody Allen klostrofobik olan karakterini çok iyi oynuyor ve kahkahalar atmanızı sağlıyor.Bu sahnede gülerken çok şey kaçırabilirsiniz o yüzden başa alıp tekrar tekrar izlemenizi tavsiye ederim.

Filmin müziklerine gelecek olursak,sahnelere çok iyi uyan müziklerin tercih edildiği söylenebilir.Ortam sakinse buna eşlik eden bir müzik,kovalamacalar başladığın da ise hareketli bir müzik duyuluyor.Soundtrack’de Sing, Sing, Sing (With a Swing) gibi tanınmış bir şarkıyı duymak da mümkün.

Woody Allen tarzı bir cinayet filmi nasıl olur merak ediyorsanız,kesinlikle bu filmi izleyin derim.

(Source: adirred)

thedailywhat:

So This Happened of the Day: Scrubs castmates Zach Braff and Donald Faison get the band back together for a very special Vanilla and Chocolate Bear rendition of “Baby, It’s Cold Outside.”

[reddit.]

(Source: thedailywhat)

30 Rock season 6,January 12th, 2012

Californication season 5,January 8th,2012

jim carrey.